Okyanusun kalbindeki ada Mauritius’un tarihi

Browse By

sdds
sdsdsds

“Ayakkabı yok, iş yok, para yok, problem yok Mauritius‘ta…” Adaya ayak basar basmaz ada yaşamına konsantre olmak amacıyla aldığım tişörtün üzerinde yazan bir cümle bu. Gerçekten de öyle, para yok, iş yok, sıkıntı yok Mauritius’ta… Yaşama dair tüm hırs, sıkıntı ve stresinizi unutturan, zaman ve para kavramını ortadan kaldıran tropik bir ada ülkesi burası. Sömürgecilik yıllarını geride bırakarak kalkınmaya çalışan başlıbaşına küçük bir Cumhuriyet…

Başkent Port Louis hariç Mauritius genel olarak, elden ele geçtiği sömürgecilik yılları nedeniyle, fazla gelişmemiş bir kasabayı andırsa da otelleri ileri derecede lüks. Başkent Port Louis ise tropik bir ada ülkesinde görmeyi ummadığınız gökdelencikleriyle kendinizi anakarada hissedeceğiniz farklı bir dünya… Genel olarak fazla gelişmemiş bir kasaba edasında olan Mauritius’a gelirken yalnızca tropik bir ada hayal etmeyin, tropik tatil beldelerinden kent yaşamına kadar herşeyi bir arada bulmanız mümkün burada, tatil cenneti otellerdeyse yok yok zaten… Soğuk havlu servisinden gözlük silme hizmetine, hatta ve hatta menüyü rahat görebilmek için alternatifli gözlük seçeneklerine kadar pek çok alanda servis için Hintliler emrinize amade. Adanın güneydoğusunda bulunan havaalanı SSR Airport’a yaklaşık bir saatlik mesafede bulunan Constance otelleri; Belle Mare Plage ve Le Prince Maurice’de bu keyfi ve lüksü fazlasıyla yaşadığımızı söylemek hiç de yanlış olmaz. Ada coğrafi olduğu kadar kültürel açıdan da çok renkli. Halkın büyük kısmı gibi otellerde çalışanların da büyük kısmı Hint kökenli… Afrika’dan Hindistan’a hatta Uzak Doğu’dan Çine kadar uzanan ve oldukça karışık bir etnik nüfusa sahip olan 1,2 milyonluk Mauritius nüfusunun %68 gibi büyük bir çoğunluğunu, İngiliz sömürgeciliği döneminde buraya işçi olarak getirilen Hintliler oluşturuyor. Geri kalan nüfusun %27’sini Fransız Creolleri, %3’ünü Çinliler ve %2 gibi küçük bir kısmını ise ekonomiyi ellerinde tutan Fransız ve İngilizler oluşturuyor. 500 yıllık tarihi boyunca elden ele geçerek sömürgeleştirilmiş olsa da kendi iç dengesini iyi oturtan ada, kendi arasında son derece kaynaşık bir halka sahip. Kendi deyimleriyle elindekilerle yetinmesini ve mutlu olmasını bilen bir halk Mauritius’unki… Halkının en büyük geçim kaynağı turizm ve şeker kamışı. Cumhuriyetle yönetilen bu demokratik ülkede her ne kadar beyaz ve esmer vatandaşlar arasında fark yokmuş gibi görünse de refah seviyesi oldukça farklı.

Sömürgesi olduğu her iki ülkenin; Fransa ve İngiltere'nin etkileri büyük bugünkü Mauritius Cumhuriyeti üzerinde... Hatta ada üzerindeki son etki İngilizlere ait olsa da görünen Fransız etkisi çok daha fazla.

Sömürgesi olduğu her iki ülkenin; Fransa ve İngiltere’nin etkileri büyük bugünkü Mauritius Cumhuriyeti üzerinde… Hatta ada üzerindeki son etki İngilizlere ait olsa da görünen Fransız etkisi çok daha fazla.

Çinliler, Hintliler ve Afrika’dan göç edenler… Bu denli karışık bir halka sahip olan ülkede haliyle dinler de çok çeşitli. Müslümanlar, Katolikler ve Hinduların hepsi farklı ibadet biçimleri ve ibadethaneleriyle farklı biçimlerde ama hep birlikte yaşıyorlar bu ada ülkesinde. Bayrağının renkleri bile dinlere göre kategorize edilmiş: Kırmızı Hinduizmi, mavi Hristiyanlığı, yeşil Müslümanlığı, sarı ise Tamil dinini simgeliyor. Bayrağın coğrafi açılımında ise “kırmızı kanı, mavi denizi, sarı kumsalları, yeşil ise şeker kamışı ile kaplı tarlaları sembolize ediyor. Mauritiuslular dini ve coğrafi olarak bu şekilde açıklıyorlar bayraklarında yer alan renkleri… 1948’de Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte çözülme dönemine giren ve 1968’den beri cumhuriyetle yönetilen ülke, din, dil ve ırk ayrımlarına rağmen yıllar içine edindiği tüm değerleri içselleştirerek koruyan bir İngiliz, Fransız ve Hint bileşkesi gibi… Halka sen nerelisin diye sorduğunuz zaman, kendi kökenini söylemek yerine Mauritiuslu olarak tanıtıyor kendini. Bu da yaşanan sömürgecilik yıllarına rağmen kültürlerinin ne denli yerleşik ve ne denli adayla bütünleşik olduğunu gösteriyor. Sömürge dönemindeki millet ayrımı ortadan kalkmış durumda. Günümüz itibariyle bir ulus ve bu ulusun renklerini oluşturan insanlar olarak görüyorlar kendilerini…. Aralarındaki refah farkına rağmen armoni içinde yaşıyorlar. Her ne kadar turizm açısından büyük parsa beyazların tekelinde olsa da, ülkesini seven ve kendi arasında iyi geçinen bir halk Mauritius’unki… Sömürgeci dönem Hint Okyanusu’nun ortasında, Afrika’ya 2000, Madagaskar’a 700, Hindistan’a 3900 kilometre mesafede bulunan ve Mascarene Adaları‘nın bir parçası olan Mauritius’un bilinen ilk tarihi Araplarla birlikte başlıyor. Adayı ilk keşfeden ve adanın ilk haritasını Madagaskar’a geçerken buraya uğrayan Arap seyyahlar olsa da bu dönemde adada yerleşim yok, adaya sıklıkla uğrayan deniz korsanları ve balıkçılar var sadece adaya ayak basan. Adaya özgü ilk resmi kayıtlar 16. yy’da da adaya “black swen / siyah kuğu” ismini veren Portekizliler tarafından düşülüyor. Arapların 15. yüzyıldaki bu keşfini 16. yy’da Portekizliler, 17. yy’da Hollandalılar, 18. yy’da Fransızlar ve 19. yy’da ise İngilizler izliyor. Tüm bu sömürgeci ülkelerin asıl hedefi, adayı bir ara durak olarak kullanarak Hindistan’a ulaşmak tabii ki… O dönemde “Hint Okyanusu’nun anahtarı ve yıldızı” adı veriliyor Mauritius’a. 
Hollandalıların adayı terk edişi yaşadıkları büyük siklon felaketi sonrasına denk düşüyor. 

Adanın adı ise Hollandalıların o dönemki prensleri Mouris’ten geliyor. Adaya halen “İle Mouris” denilmesi bu nedenle… Fransızların adaya gelişi 15. Louis dönemine denk geliyor ve Fransızların adaya gelişiyle birlikte adadaki birçok yerin ismi değiştiriliyor. Başkent Port Louis’in adı Fransa’nın o dönemdeki kralına ithafen konuluyor. Fransızların gelişine kadar adanın ilk başkenti Grand Port aslında. Tıpkı bizdeki İstanbul /Ankara örneğinde olduğu gibi, Port Louis deniz kenarında olmasına rağmen dağlarla kaplı ve içerlek bir koy biçiminde olduğu için daha korumalı olduğu gerekçesiyle İngiliz sömürgesi döneminde başkent oluyor. 
Napolyon savaşlarına kadar Fransız kolonosi olarak kalan adanın nüfus profili, İngiliz kolonosi olduktan sonra, İngilizlerin izledikleri koloni stratejisi doğrultusunda adaya Hintlileri getirmeleriyle birlikte değişiyor. Fransız döneminde Mozambik ve Yemen’den gelen kölelerin yerini bu kez adaya işçi statüsüyle getirilen Hintliler alıyor. Birleşik Krallık’a bağlı tüm koloni ülkelerine yönelik bu yerleştirme süreci ve hareketinden Mauritius da nasbini alıyor. 1 820- 1 870 yılları arasında adaya ciddi bir Hint göçü söz konusu oluyor. Ancak adanın Fransızlar’dan İngilizler’e geçişi pek barışçıl bir şekilde olmuyor. Napolyon’un kazandığı ilk ve tek deniz savaşı sonrasında güneyden başarılı olamayan İngilizler ilk denemelerinde yenilseler de, adayı ele geçirme fikirlerinden vazgeçmeyerek bir kez de adaya kuzeyden girmeyi deniyorlar ve bu kez amaçlarına ulaşıyorlar. Adadaki İngiliz hakimiyeti bağımsızlığın kazanıldığı 1968 yılına kadar devam ediyor. 1948’de Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte ilk defa kendi parlementosunu kuran ülke, bağımsızlığı ilan ettiği 1968 yılına kadar İngiltere kraliçesine bağlı kalıyor. 

Ada üzerindeki ikili etki; Fransız ve İngiliz etkisi Aslında her iki ülkenin; Fransa ve İngiltere’nin etkileri büyük bugünkü Mauritius Cumhuriyeti üzerinde… Hatta adadaki son sömürgeci ülke İngilizler olsa bile, koloni zamanından iz bırakan Fransızların etkisi çok daha fazla ada üzerinde. Adanın resmi dili İngilizce ancak halkın %70’i Fransızca konuşuyor. Fransızca üzerinden kendi “creol”lerini, Fransız sömürgelerinde konuşulan kendi lehçe ve dillerini yaratmış durumdalar. Resmi dil İngilizce olsa bile Fransız kolonisi döneminde Fransız ve Afrika kültürlerinin harmanlanmasıyla oluşan “creol” dili ve kültürü halen geçerli. Halkın tamamı İngilizce biliyor ancak onlarla Fransızca konuştuğunuz anda yüzlerindeki tebessümden anlıyorsunuz Fransızcanın kendileri için çok daha baskın geldiğini. Adanın dili gibi adanın mimarisi de çift yönlü: Avlulu mimari İngiliz Colonial mimari tarzını, içinden demir geçen balkonlarsa Fransız tarzını simgeliyor. Normalde keskin çizgilerle birbirinden ayrılan bu iki mimari stili adada yanyana ya da karşı karşıya yer alan pek çok evde görmeniz mümkün. İngiliz etksini en net görebileceğiniz şey adanın sağdan akan trafiği ve pek tabii ki sağ profilli yolları. 

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir