Nişantaşı zarafeti: St. Regis İstanbul

Browse By

sdds
sdsdsds

New York’un yüz yıl önceki sosyete davetlerinin ritüelleri ve alışkanlıklarıyla otelcilik dünyasında kendine ayrıcalıklı bir yer açan St. Regis İstanbul, Maçka sırtlarında konuk ağırlamaya başladı.

Yüz on bir yıllık ağırlama sanatı üstadı St. Regis’in Nişantaşı sırtlarına yerleştiğini, çoğumuz, ünlü aktör John Malkovich’in marka için reklam filmi çekmek üzere Türkiye’ye gelişiyle öğrendik. Gerçek bir İstanbul aşığı olan ve proje için 10. kez şehre ayak basan Malkovich’in yazıp yönettiği A Postcardfrom Istanbul adlı kısa film, aslolarak İstanbul’u tanıtıyor ve çeşitli film festivallerinde de boy göstermeye hazırlanıyor. Otel konsiyerji, şimdiden filmdeki mekânlara konukları götürecek bir paket tur yaratmış bile!

Malkovich’i buraya çeken şey, İstanbul bir yana, aslında St. Regis’in DNA’sında gizli. 1880’lerde, önde gelen bir aileye mensup olan Madam Caroline Astor, Amerika’nın en etkili kişilerinden oluşan The Four Hundred (400 Kişi) grubunu düzenli olarak bir araya getiren davetleriyle efsaneleşmiş bir karakter. Oğlu John Jacob Astor IV ise 11904’te dünyanın en iyi otelini yaratma
arzusuyla St. Regis’i açarken, hem annesinden aldığı terbiyeyi buraya yansıtmayı, hem de oteli öncelikle bir sosyal bir çekim merkezi haline getirmeyi amaçlamış.

BENZER YAZI:  Hafta sonu kaçışı: İstanbul binicilik sanatı

Nişantaşı’nın en stratejik noktasında, Abdi İpekçi ve Mim Kemal Öke caddelerinin kesiştiği noktada konumlanan St. Regis İstanbul da aynı misyonu üstlenmeye hazır görünüyor. Moskova, Dubai ve Venedik ile beraber gruba katılan en yeni otellerden olan İstanbul, tesadüfe bakın ki zincirin 34. halkası.

Lobiden, odalara ve toplantı salonlarına süreklilik gösteren ve sizi saran iç mekânlar, otelin kendisi gibi Emre Arolat imzalı. Tasarım çizgisi oluşturulurken, Nişantaşı’nın 1920’lerdeki evleri ve aile yaşantılarına kadar geri gidilmiş. Rafine Art Deco çizgilere sahip özel üretim mobilyalar, eskitilmiş pirinçten detaylar, lobide antik bir villanın zemini hissi veren parçalı mozaikler, Assouline kitaplan ve tasarım objeleriyle süslü tabandan tavana uzanan vitrinler, ortak lounge alanlarında 2o’li yıllann Nişantaşı’nı gösteren Pervitich haritaları desenli cam paravanlar; hep şaşaadan uzak, dingin bir lüks anlayışının altını çiziyor.

BENZER YAZI:  Şehrin enerjisini yansıtan otel: Soho House

Türkiye’nin belli başlı sanat koleksiyonerlerinden biri olarak 2016’da müze açma hazırlığındaki sahibi Cengiz Çetindoğan sayesinde, burası aynı zamanda sessiz sedasız bir sanat oteli. Lobiye Devrim Erbil’in Bosphorus Breeze tablosu hakim; otelin mahalleye açılan yüzü olacak Brasserie’nin açık terasında ise Robert Indiana’nın dev Love heykelleri konuklan karşılayacak. Otelin asıl ağır topu, Oscar ödül törenlerinin resmi aşçısı olan, Beverly Hills merkezli şef Wolfgang Puck‘ın Spago restoranı. ABD dışındaki ilk Spago şubesi; Maçka Parkı ve Boğaz manzaralı dev terası, çiftlikten sofraya anlayışıyla servis edilen paylaşımlık lezzetleri ve belki de İstanbul’un en uzun barına sahip lounge’uyla, İstanbul’un yeni yıldızı olmaya aday.

Türk hamamını andıran banyosu.

Türk hamamını andıran banyosu.

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir